“BÜTÜN ŞOKLARIMI BEYOĞLU'NDA YAŞADIM”
Atilla Dorsay’la eski Pera'yı, İstanbul'un en güzel semtlerinden Ulus’u, yeme-içme mekanlarını ve Tuna Kiremitçi’nin yönettiği 'Adını Sen Koy’ filmini konuştuk
Bir tane İstanbul, bir tane Pera var. Eski Pera sinemaları size neler anımsatıyor?
Beyoğlu ve de sinemaları bana gençliğimi hatırlatıyor. İzmir sinemalarından hemen sonra, 10 yaşımdan itibaren onlar girdi hayatıma. Dolayısıyla bilinçli dönemimin tüm şoklarını orada yaşadım: sinemasal, sanatsal, duygusal, ama aynı zamanda cinsel. Çünkü beyazperde bizim için cinsellikle de eşanlamlıydı. Yalnızca dönemin en seksi insanlarının çarpıcı görüntüleri nedeniyle değil. Yanınızda oturan birisinin soluklarını duyar, birlikte nefes alıp verirdiniz. Sinemaları biraz da yaşattıkları bu yoğun duygular nedeniyle seviyorum.
Beyoğlu’nda ‘olmasaydı’ dediğiniz bir şey var mı?
Cadde tümüyle çiçekten ve yeşilden arındırılmasaydı, aydınlatma daha parlak olsaydı, tüm eski yapılar elden geçseydi, başlatılan inşaatlar bitseydi, Cercle d’Orient, Emek Sineması, Afrika Hanı gibi yapılar üzerine ikide bir yıkıldı-yıkılacak spekülasyonları çıkmasaydı diye düşünürüm. Ama Beyoğlu’nu çok seviyorum bu haliyle de.
Ulus’ta oturduğunuzu biliyorum. İstanbul'un en güzel semtlerinden Ulus sizin için neler ifade ediyor ?
Tam 10 yıldır Ulus’tayız. Çok mutluyum, evimi çok seviyorum. Ana caddenin aşağısında oturuyoruz. Hem kentin göbeğinde olmak, hem de sessizlik muhteşem. Beşiktaş Belediyesi de tüm hizmetleri iyi yapıyor. Bir de güzel bir park yapılsa, boş alanlardan birine...
İstanbul’da nelerin değişmesini istersiniz?
Kenti yönetenlerin şehri anlayıp sevmesini, İstanbul’a hizmeti büyük ideal olarak olarak görmesini dilerdim. Kentin her karış yerini paraya dönüştürme huyu yerine daha koruyucu, tarihi ve doğayı gözeten bir anlayış beklerdim. İstanbul kıymetini bilmediğimiz paha biçilmez bir mücevher.
'Adını Sen Koy' iş yapmaz
Eskiden, sosyalleşme anlamında toplumda önemli bir yere sahip olan kahvehaneler, aynı zamanda birer eğlence mekanıydı. Kahvehaneler neden bu kadar değişti sizce?
Kahvelere kadın girdi. Bu aslında iyi birşey ama modernleşirken birçok şeyin özünü koruyamadık. Eski İstanbul’un o güzelim mahalle anlayışının yerini beton bloklar ve siteler alıyor.
İstanbul’da yeme- içme mekanları denildiğinde aklınıza nereler geliyor? En beğendiğiniz lokantalar hangileri?
Ben klasikçiyim. Benim için hala Beyoğlu’nda Hacı Baba ve Rejans, Mısır Çarşısı’nda Pandeli, Boğaz’da Garaj, Kıyı veya Rumelihisar İskele, daha yenilerden Park Şamdan, Da Mario, Sunset, Kitchinette gibi yerler var. Kebapçılarsa habire değişiyor. Galiba en iyisi yine Eminönü Hamdi.
Son olarak Tuna Kiremitçi’nin yönettiği Adını Sen Koy’u beğendiniz mi? Bu film gişe yapacak mı?
Ben sevmedim, inandırmayan, özenti bir aşk filmi olmuş. Sanırım pek iş de yapmaz.







