8 BiN YIL NASIL KURTULUR?
Tempo dergisi İstanbullulara soruyor: Yenikapı sizin için ne ifade ediyor? Rakı-balık sefası mı, hızlı feribot mu? Düşünmeden gelip geçilen bu tarihi semt, şimdi yer altındaki gerçeğini paylaşmaya hazır. Ama nasıl?
Ucu bucağı görünmeyen bir tarlanın ortasındayız. Bir tarafta iş makineleri büyük bir gürültü ile kazıp, betonluyor; diğer tarafta yüzlerce işçi, ağır hareketlerle toprağı eliyor. Kazmalar olabildiğince hafif savruluyor. Dikkatli olmak gerek. Her an binlerce yıllık bir kalıntıya rastlanabilir. Her yer çoğu kırık amforalarla (küp), testilerle, deniz kabuklarıyla dolu. Adımlarımızı atarken tedirgin oluyoruz. Çünkü 8 bin 500 yıllık kalıntıların tam üzerindeyiz. Burası Yenikapı. Aynı alanda genç cumhuriyet, Osmanlı, Bizans ve neolitik döneme ait eserler üst üste, aynı tabakada bulunmuştu.
İstanbul’un belleği
Kazıların başladığı beş yıl öncesine kadar İstanbullu gençler, burada dünyanın en gelişmiş iskelelerinin olduğunu, teknelerin İskenderiye, Girit, İtalya ve İspanya’ya gidip geldiklerini bilmeden top koşturuyor, otoparklar yüzlerce otomobile ev sahipliği yapıyordu. Oysa çok değil, topun yuvarlandığı zeminin altı - yedi metre altında, Bizans dönemine ait 34 tekne yüzlerce yıldır uykudaydı. Tarihteki adı ile )‘Teodosyus Limanı’ndan testilerle şarap, zeytinyağ, buğday, mermer, kereste taşıyorlardı. Bulunan eserler arasında bronz ve kurşun objeler ile zoka gibi balıkçılık aletleri de var. Bu heykelcikler ve kullanılan malzemeler bugünkülere göre epey küçük. Kenti binlerce yıl önce paylaştığımız insanlar acaba ufak tefek miydi?
İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdür Vekili Zeynep Kızıltan’a göre, İstanbul’un Yenikapı kazıları, kent belleğine birçok yenilik kattı. Kızıltan heyecanla anlatıyor: “Teodosyus Limanı’nın varlığı yazılı kaynaklarda belirtiliyordu. Gravürlerden de biliniyordu. Dördüncü yüzyılda İmparator Teodosyus tarafından kentin iaşesini karşılamak üzere yapılmış, yedinci yüzyıla kadar aktif olarak kullanılmış. Sonra kısmen dolmasına rağmen 11’inci yüzyıla kadar varlığını sürdürmüş. Osmanlı döneminde tarım alanı olarak kullanılmış. Bugüne kadar yeryüzünde, beşinci yüzyıldan 11’inci yüzyıla kadar tarihlendirilen bu kadar çok tekne bulunamamıştı. Ayrıca bu limanın dolgu tabanı altında, M.Ö. altıncı yüzyıldan kalma, neolitik kültüre ait tabaka tespit edildi. Bu tabaka ile kentimizin tarihi M.Ö. 8500’e kadar inmiş oldu.”
Yenikapı kazı alanında, beş yılda 58 bin metrekare tarandı. 30 bin metrekare alan kazıldı. Zaman zaman 500 kişiye ulaşan işçi ve 70-80’e ulaşan uzman ile birlikte üç vardiya çalışıldı. Çünkü Marmaray Projesi’nin makineleri, arkeoloji çalışmalarının tamamlanmasını bekliyor. Bugüne kadar 25 bine yakın eser çıkarıldı. İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne 10 binin üzerinde eser girdi. Müzeler Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ortak bir proje hazırlayarak Kültür Bakanlığı’na sundu. Ama hâlâ gelişme yok. 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansı da, müze ile ilgili yarışmalı bir proje üzerinde çalışıyor.
ÇOLAKOĞLU ÜZGÜN
Müzenin bir türlü açılamamasına üzülenlerin başında, Mart 2009’da 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurul Başkanlığı’nı bırakan Nuri Çolakoğlu var. Görevde olduğu sırada geliştirilen müze projesi ona göre İstanbul 2010’un en heyecan verici işi.
“Birkaç aşamalı bir proje düşünmüştük. İlk aşamasında 100 Ada’daki (Yenikapı’da eserlerin bulunduğu alanın pafta numarası) buluntuların üzerini, kalıntıları güneş, yağmur gibi doğanın etkilerinden koruyacak hafif bir çatı ile örtecektik. Bu konuda Tabanlıoğlu Mimarlık ile harika bir proje geliştirmiştik. Bu çatı tamamlanınca İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin gözetiminde uzmanlar jeotekstili kaldırıp tekrar ortaya çıkarılacak buluntularda konservasyon ve prezervasyon çalışmaları yapacaklardı. Sonra iki metre yükseklikte bir tür inşaat iskelesi gibi bir yürüyüş parkuru oluşturacaktık. Böylece meraklılar, arkeolojik kazı alanını rahatsız etmeden, İstanbul’un bin 600 yıllık tarihinden arta kalan bu yapıları bizzat görme olanağına sahip olacaklardı."
Çolakoğlu ve ekibi bu projeyi Eylül 2009’da hizmete açmayı planlıyordu. Ama kağıt üzerinde kaldı. Çolakoğlu kırgın fakat sabırlı. “Mayıs 2010’a bile yetişse, kâr kârdır” diyor.







