ADAMLARI ŞIMARTMAK GEREK!
Beyazperdenin en önemli oyuncularından Nurgül Yeşilçay, bu kez ‘7 Kocalı Hürmüz’ filmiyle çıktı karşımıza. Eğlenceli ve komik filmde başarılı bir portre çizen Yeşilçay, İstanbul Life'ın aralık sayısına kapak oldu
Sevdiğiniz, takdir ettiğiniz, yaptığı işlere saygı duyduğunuz biriyle söyleşi yapmak zor iştir. Bazen hayranlığınız sizi esir alabilir. Nurgül Yeşilçay, benim için o isimlerden; dolayısıyla, bu da yaptığım zor söyleşilerden biri. Hele de bir yanda Nurgül Yeşilçay, bir yanda çocukluğumuzdan beri en sevdiğimizden hikayelerden ‘7 Kocalı Hürmüz’ olunca. Film projesi duyulduğunda, çoğu sinemasever gibi ben de beyazperdeye en yakışacak Hürmüz’ün Yeşilçay olacağını düşündüm. Filmi görünce de teşhisimde yanılmadığımı anladım. Nurgül Yeşilçay, rolünü başarıyla kotarıyor.
‘7 Kocalı Hürmüz’ olarak seyirci karşısına çıkmaya nasıl karar verdiniz?
Cem’in (Özer) aklına geldi. Bana devamlı dizi ve sinema teklifleri geliyor. Özellikle sinemada çok fazla erkek eksenli hikayeler var. Kadınlar için çok rol yok. Biz bütün bir kışı kitap okuyarak geçirdik. Tiyatro oyunları, romanlar, klasikler... Ama içimize sinen bir hikaye bulamadık. Bir gün Cem, “‘7 Kocalı Hürmüz’ olmaz mı?” dedi. Benim de bu fikir çok hoşuma gitti. Atıf Yılmaz’ın çektiği Türkan Şoray’ın oynadığı filmi bulduk önce. Sonra TRT’de yayımlanmış olan Ayten Gökçer’in oynadığı versiyonunu izledim. İkisine de bayıldık. Çünkü her dönemin hikayesi.
Hikaye, ‘kadının fendi erkeği yendi’ mesajı taşıyor. Buna bir kadın filmi diyebilir miyiz?
Biz ataerkil toplumda yaşıyoruz. Yüzyıllardır bu böyle. Bu film ona bir başkaldırı niteliği taşıyor. Atıf Yılmaz’ın çektiği ‘7 Kocalı Hürmüz’ü izlediğimde açıkçası içten içe rahatladım ve sevindim. Bunu çok dışa yansıtmadım belki ama “Oh be” dedim. Erkek aldatabilir, erkek birkaç kadını idare edebilir, hatta bu bir statü sembolü olarak kabul edilir. Ama kadınlar bunu yapamaz. Bu anlayışa başkaldırıyor film. Dalga geçiyor hatta. Bizim film bu açıdan bir kadın filmi. Bu filmde kadın yedi adamı idare ediyor, çok da güzel idare ediyor ve erkeklerin ruhu bile duymuyor. Son anda açığa çıkıyor.
‘7 Kocalı Hürmüz’ tümü stüdyoda çekilen bir Türk filmi ve yıllardır bu yapılmıyordu. Neden stüdyoyu tercih ettiniz?
Filmi İstanbul’un çeşitli yerlerinde çekebilirdik, doğru. Örneğin Adalar iyi bir mekan olabilirdi. Ama bu filmi yapmaya karar verdiğimiz andan itibaren üzerinde çok düşündük. Öncelikle dili tiyatroya uygun olsun istedik. Çünkü bu hikaye öncelikle bir tiyatro oyunu. Stüdyoda çektik, çünkü dekor olduğu da ortaya çıksın istedik. Hem oyunculuğun oyunculuk olduğu hem de dekorun dekor olduğu belli olsun diye çalıştık
Ressam olacaktım oyuncu oldum
Uğur Vardan, “Mimikleriyle, ses tonu, şirinlikleri ve ‘zilli’liğe getirdiği yorumla hınzır, zeki ve pragmatist Hürmüz’ü gayet başarılı yorumlamış” dedi. Siz Hürmüz’ü yeniden yaratırken en çok onun nesinden etkilendiniz?
Hürmüz’ü çıkartırken bir terapist gibi düşündüm. Çünkü bütün adamlar oyunun sonunda her şeye rağmen Hürmüz’den boşanmak istemiyorlar. "Neden boşanmak istemezler?" sorusunun yanıtını aradım. Bu kadında onları iyi hissettirecek bir şey var. Bu sadece cinsellik olamaz. Ötesi olmalıydı. Adamların eksik taraflarını herkes onlara söyler. Biz kadınlar bir erkeği beğendiğimiz zaman her şeyini beğeniriz. Hayran oluruz. Çok kötü konuşur ama biz ağzından bal damlıyor gibi bakarız. Öyle yaptım filmde.
Bu, Hürmüz’e mi yoksa kadınlara mı özgü?
Normalde böyle yapılsa iyi olur. Aşık olunca oluyor bu sadece. Bazıları bunu aşık olmadan da yapıyorlar. O özel beceriye giriyor. Metresleri olan erkeklerin temel nedeni bu zaten. Aslında biraz bunu yapmakta da bir zarar görmüyorum ben. Ben yapıyorum anlamında değil maalesef ama Hürmüz’den öğrendiğim en temel şey bu. Ne var biraz adamları hoş tutsak, biraz şımartsak!
Son dönemin modası Hollywood’a gitmek. Sizin de böyle bir isteğiniz var mı?
Bir şey yapıyorsunuz aynı Hollywood starı gibi diye niteliyorlar. Bu yorumlardan nefret ediyorum. Yurt dışına açılmak gibi bir kaygım yok. ‘7 Kocalı Hürmüz’ uluslararası başarı kazanırsa budur önemli olan benim için. Zaten Hollywood, Avrupa sinemasına döndü. Türkiye de Avrupa’nın en iyi sinemalarından.
Gelecekle ilgili neler planlıyorsunuz?
İleride ne olacağını bilmiyorum, çünkü tesadüflere inanıyorum. Hayatım çok tesadüfi gelişti. Ressam olmak için yetiştirildim, oyuncu oldum. Param yoktu, ‘İkinci Bahar’da oynadım. Oyunculuğu sonradan çok sevdim ve benimsedim. Hayatımda hiç ünlü olmak gibi bir derdim yoktu ama bir baktım olmuşum.
‘7 Kocalı Hürmüz’de Cem Bey’in emeğinin çok olduğunu söylediniz. Birbirinizi besliyor musunuz? Ya da kavga ediyor musunuz?
Elbette kavga ediyoruz. Çok da güzel sohbet ediyoruz, eleştiriyoruz. Birbirimizin yanında çok rahat hissediyoruz. Beni eleştirdiği zaman karşı duruyorum ama sonra yine en çok onu dinliyorum. Ama birbirimizi çok güzel övüyoruz. Çünkü başarıyı paylaşmak zordur.
Neden?
Daha önce yaşadığım ilişkilerde en büyük problem buydu. İyi bir şey yaparsın ama öteki, “Sen de bir şey yaptığını mı sanıyorsun?” der. Örneğin 80 share alıyordur dizi. Bu başkası için önemli olmayabilir ama senin için önemlidir. Bir yerden ödül alırsın annen seni arar gelirken soda getirmeni ister. Ama sen orada ödülünü düşünüyorsundur. Aynı bakmazsın başarıya. Başarıya aynı şekilde bakmamak çok yorucu oluyor. Devamlı kendini ispat etmek zorunda hissediyorsun.
“ÜNLÜ OLMAK İYİ BİR ŞEY DEĞİL”
“Ünlü olmayı artık önemsemiyorum ama insanlar önemsiyorlar. Mesela havaalanında bizi kayırmamak adına iç çamaşırlarımıza kadar arıyorlar. Ünlü olmak iyi bir şey değil. Birçok insan kayırmamak için ceza veriyor. Hayatın bütün acısını senin üzerinden çıkarabiliyor. Henüz bir yararını görmedim. Gören varsa bana bildirsin. Bunu nasıl görüyor, onu da bana söylesin.”
Fotoğraflar: Lara Sayılgan







